SÖZLER

28 Ocak 2014 Salı

Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali'nin 1943 yılında yayımladığı bir romanıdır.

 İlk olarak Hakikat gazetesinde 18 Aralık 1940-8 Şubat 1941  tarihinde “Büyük Hikâye” başlığı altında 48 bölüm olarak tefrika edilmiştir.

 Sabahattin Ali, Kürk Mantolu Madonna’yı ikinci kez askerlik yaptığı Büyükdere’de çadırda yazmış ve günü gününe gazeteye yetiştirmeye çalışmış, romanı yazdığı günlerde attan düşüp sağ kol bileği çatlayınca, kolunu tenekede ısıtılan suya koyup yazmaya devam etmiştir.
......
Yalnız orada, kürk mantolu bir kadın
portresinin önünde, mıhlanmış gibi durduğumu hatırlıyorum.
Resimleri seyredip geçenler, vücutlarıyla beni sağa sola itiyorlar, fakat
ben olduğum yerden ayrılamıyordum. Bu portrede ne vardı?.. Bunu
izah edemeyeceğimi biliyorum; yalnız, o zamana kadar hiçbir kadında
görmediğim garip, biraz vahşi, biraz mağrur ve çok kuvvetli bir ifade
vardı. Bu çehreyi veya benzerini hiçbir yerde, hiçbir zaman görmedi-
ğimi ilk andan itibaren bilmeme rağmen, onunla aramızda bir tanışıklık
varmış gibi bir hisse kapıldım. Bu soluk yüz, bu siyah kaşlar ve onların
altındaki siyah gözler; bu koyu kumral saçlar ve asıl, masumluk ile
iradeyi, sonsuz bir melal ile kuvvetli bir
şahsiyeti birleştiren bu ifade, bana asla yabancı olamazdı. Ben bu
kadını yedi yaşımdan beri okuduğum kitaplardan, beş yaşımdan beri
kurduğum hayal dünyalarından tanıyordum. 

1 Ekim 2012 Pazartesi

TIRI VIRI ŞEYLER 2...

* Mısır piramitleri bir zamanlar tamamen mermerle kaplıydı...

* 1610 yılında Peru nun Lima kentinde yapılan bir köprünün harcında su yerine 10.000 yumurtanın beyazı kullanılmıştı.Adı "Yumurta Köprüsü"olan bu yapı hala ayaktadır...

* El tırnakları,ayak tırnaklarından dört kez hızlı uzar...

*İnsan bedenindeki en büyük organ "ten"dir...

* Florida da bekar kadınların Pazar günleri paraşütle atlaması yasaktır...

*" Makas", Leonardo da Vinci nin onlarca buluşundan sadece biridir...

* Las Vegas kumarhanelerinin hiçbirinde,hiçbir yerde saat göremezsiniz...

*Solungaçları dışında akciğerleri deolan bir balık olarak bilinen akciğerbalığı (seratodiformes)suyun dışında bitkisel yaşamda da olsa üç yıl boyunca yaşayabilmektedir.Bu süre içinde yeniden suya atılan bir akciğerbalığı kısa sürede normale dönmektedir...

* Sıcak su,soğuk sudan daha ağırdır...

* Merkür gezegeninin bir günü,bir yılından,iki kat daha uzundur...

* Piyano,bir orkestradaki en tiz ses olan "piccolo"dan tutun da en pes ses olan "kontrfagot"a kadar tüm sesleri çıkarabilen tek çalgıdır...

* Türkçe'de de kullanılan "sabotaj" sözcüğü Fransızca'da bir tür terlik anlamına gelen "sabot"(sabo) sözcüğünden türemiştir.Sanayi devrimi sırasında,elektrikle çalışan değirmenler Fransa'ya ilk geldiği zaman işlerinden olan köylüler bu değirmenleri kırmak için ona tahta terliklerini fırlatmışlar ve yaptıklarına da "sabotaj "denmiş...

* Aşağıdaki buluşların tümü ünlü mucit Thomas Alva Edison tarafından yapılmıştır:
1.balmumu kağıdı
2.mimeograf aygıtı
3.karbon telefon transmitörü
4.fonograf
5.elektrik ampulü
6.manyetik maden cevheri ayırıcısı
7.radyo lambası
8.film kamerası
9.dikte makinesi
10.elektrikli oy atıcı
11.otomatik telgraf makinesi
12.maden cevheri ezme makinesi
13.fonograf plağı
14.kimyasal fenol
15.elektrikli kurşun kalem
16.elektrikli telgraf mesaj sistemi
17.elektrikli yeraltı boru hattı
18.elektrikli tramvay
19.demiryolu sinyal elektrikli aygıtı
20.elektrik prizi,elektrik düğmesi
....

1 Eylül 2012 Cumartesi

TIRI VIRI ŞEYLER



HAYVANLAR...






*Yeni doğmuş bir kanguru ancak bir hamamböceği büyüklüğündedir.









*Karıncalarda kölelik düzeni vardır.Özellikle "kana susamış karınca "denen bir karınca türü başka yuvaları basar,kraliçeyi öldürür ve kabilenin işçilerini esir alır.Yuvaya getirilen esir karıncalar ayak işlerinde köle gibi kullanılır.














*Örümcekler asla kestane ağacından yapılma mekanlarda ağ örmezler.Bu nedenle Avrupa'daki şatoların çoğunda yüksek kirişler kestane ağacından yapılırdı.














*Bedenine göre en büyük beyine sahip olan hayvan karıncadır.









*Mağara dışına uçan yarasalar her zaman sola doğru giderler.










*Zürafalar genelde günde 20 dakikadan fazla uyumazlar.








*Tüm karidesler erkek doğar,dişi olanları büyürken dişileşenlerdir.












*Yiyecek bulan bir karınca "feromon"adı verilen bir sıvı salgılar ve diğer karıncalar bu sıvının kokusuna gelerek yiyeceğe kolayca ulaşırlar.













*Mavi renk, sivrisinekleri diğer tüm renklerden çok daha fazla kendine çeker.Bunun nedeni bilinmemektedir.






*Sümüklüböcek yaşamı boyunca yalnızca bir tek kez çiftleşir ve o işi de yaklaşık on iki saatte bitirebilir.


26 Ağustos 2012 Pazar

ÇABA...

KELEBEĞİN UÇUŞU
Bir gün, kırlarda gezintiye çıkan bir adam, kenarına oturduğu
otlardan birinin dalında, küçük bir kozanın varlığını fark etti.
Koza ha açıldı ha açılacak gibiydi. Adam, bunun bir kelebek kozası
olduğunu tahmin ediyordu. Böyle bir fırsat kolay ele geçmez
diye düşündü; ve bir kelebeğin dünya yüzü gördüğü ilk dakikalara
şahit olmak istedi.
Dakikalar dakikaları kovaladı, saatler geçmeye başladı, ama
henüz kelebeğin küçük bedeni o delikten çıkmadı.
Sanki, kelebek dışarı çıkmak için çaba harcamaktan vazgeçmiş
gibi geldi adama. Kelebeğin elinden gelen her şeyi yaptığını
ama kozadan dışarı çıkmayı başaramadığını düşündü. Bu yüzden,
kelebeğe yardımcı olmaya karar verdi. Cebindeki küçük çakıyı
çıkarıp, kozadaki deliği bir cerrah titizliğiyle büyütmeye başladı.
Böylece, bir-iki dakika içinde kelebek kolayca dışarı çıkıverdi.
Fakat bedeni kuru ve küçücük, kanatları buruş buruştu.
Adam kozadan çıkmış kelebeği izlemeye devam etti. Çünkü
kelebeğin kanatlarının az sonra açılıp genişleyeceğini, böylece
narin bedenini havada taşıyabileceğini umuyordu.
Ama bunlardan hiçbiri olmadı. Kelebek, hayatının geri kalanını
kurumuş bir beden ve buruşmuş kanatlarla yerde sürünerek
geçirdi. Ne kadar çabalarsa çabalasın, asla açılamadı.
Adamın bütün iyi niyetine ve yardımseverliğine rağmen anlayamadığı
şey şuydu: Kozanın kısıtlayacağı ve buna karşılık kelebeğin
daracık bir delikten dışarı çıkmak için göstermesi gereken
çaba, kelebeğin uçuşu için lazım olan şeylerdi.

İYİMSERLİK...

İYİMSERLİĞİN GÜCÜ
Bir okul müdürü, yeni başlayan bir eğitim-öğretim yılının ilk
kurul toplantısında öğretmenlerine şöyle seslenir:
"Arkadaşlar bu yıl son sınıflarda çok özel bir sınıf oluşturdum.
Not ortalamaları yüksek, zeki öğrencileri 8-A sınıfına topladım.
O sınıfta dersi olan arkadaşlar bu konuya dikkat etsinler."
Ders yılı biter sene sonu öğretmenler kurulunda sınıfların başarı
durumları değerlendirilirken, 8-A sınıfı öğrencilerinin başarılı
yüksek not aldıkları görülür. Müdür, öğretmenlere bu başarının
sebebini sorar. Öğretmenlerden biri, okul müdürüne sene
başındaki sözlerini hatırlatır ve sınıfın zeki öğrencilerden oluştuğunu
söyler. Müdür gülümser ve herkesi şaşırtan şu cümleyi söyler:
"8-A sınıfını kura ile oluşturdum. Sanıldığı gibi notu yüksek
ve zeki öğrencilerden meydana getirilmedi."
Bu defa öğretmenler, o sınıfa dersi olan öğretmenlere bakar.
Öğretmenlerden biri:
"O sınıfa branşında daha başarılı olan
öğretmenler gönderildi."
"Hayır" der müdür ,
"O sınıfa derse giden öğretmenleri de kura
ile belirledim."
Herkes şaşırır. Bu durum karşısında öğretmenlerden biri, okul
müdürüne, bu başarıyı kendisinin neye bağladığını sorar. Okul
müdürünün cevabı şaşırtıcıdır:
"İyimserlik ve olumlu düşünme.
Siz 8-A' daki öğrencileri çalışkan ve zeki kabul ettiniz. Öyle
davrandınız. Dersleri daha özenli anlattınız. Not verirken iyimser
oldunuz ve başarı ortaya çıktı."

SABIRSIZ KARARLAR...



HEMEN KARAR VERMEYİN...
Köyde yaşlı bir adam varmış. Çok fakir. Ama kral bile onu
kıskanırmış... Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki; kral at
için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama
adam satmaya yanaşmamış..
"Bu at, bir at değil benim için, bir dost... İnsan dostunu satar mı"
dermiş hep..

Bir sabah kalkmışlar ki, at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış.
"Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları
belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi
yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın" demişler.
İhtiyar "Karar vermek için acele etmeyin" demiş. Sadece 'At
kayıp' deyin. Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve
verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir
şans mı, bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç.
Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez." Köylüler ihtiyar
bunağa kahkahalarla gülmüşler. Ama aradan 15 gün geçmeden,
at bir gece ansızın dönmüş. Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş
kendi kendine. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine
takıp getirmiş. Köylüler, ihtiyar adamın etrafına toplanıp özür

dilemişler. "Babalık" demişler. "Sen haklı çıktın. Atının kaybolması
bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için.
Şimdi bir at sürün var.."
"Karar vermek için gene acele ediyorsunuz" demiş ihtiyar. Sadece
atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu.
Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç.
Köylüler bu defa ihtiyarla dalga geçmemişler açıktan ama, içlerinden
"Bu herif sahiden gerzek" diye geçirmişler. Bir hafta geçmeden,
vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan
düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul
şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler
ihtiyara: "Bir kez daha haklı çıktın" demişler. "Bu atlar yüzünden
tek oğlun bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak
başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın"
demişler. İhtiyar: "Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz"
diye cevap vermiş. "O kadar acele etmeyin. Oğlum
bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba
ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve
ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez."
Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış.
Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış.
Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün
gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın
kazanılmasına imkan yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya esir
düşüp köle diye satılacağını herkes biliyormuş. Köylüler, gene ihtiyara

gelmişler. "Gene haklı olduğun kanıtlandı" demişler. "Oğlunun
bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla köye
dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil,
şansmış meğer." "Siz erken karar vermeye devam edin" demiş, ihtiyar.
Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var.
Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. Ama bunların hangisinin
talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor."



EĞİTİM,YARATICILIK VE ANNELERİMİZ...

CESUR OL ÖZELLİKLE
HATA YAPARKEN!
Bir bilim adamının tıp konusunda yeni ve çok önemli buluşları
olmuştu. Kendisiyle röportaj yapan gazeteci sordu: "Ortalama
bir insandan nasıl daha yaratıcı bir insan olduğunuzu anlatır
mısınız bize?"
Bilim adamı "İki yaşındayken annemin yaşadığı bir deneyim
nedeniyle" diye yanıtladı gazeteciyi. Sonra açıkladı:
"Buzdolabından süt şişesini almaya çalışırken, şişe elimden
kayıp yere düşmüş ve ortalık süt gölüne dönmüştü. Annem mutfağa
geldiğinde, bana bağırmak, söylenmek ya da cezalandırmak
yerine, 'Robert, ne kadar güzel bir hata yaptın! Daha önce bu kadar
büyük bir süt gölü görmemiştim. Evet, olan olmuş. Şimdi birlikte
burayı temizlemeden önce biraz yerdeki sütle oynamak ister
misin?' dedi. Ben de eğilip, oynadım yere dökülen sütle. Birkaç
dakika sonra annem, 'Robert, böyle bir şey yaptığında, bunu
senin temizlemen ve her şeyi eski haline getirmen gerektiğini biliyor
musun? Bunu nasıl yapmak istersin? Bir sünger mi kullanalım,
bir havlu ya da bez mi? Hangisini istersin?" dedi. Ben süngeri
seçtim ve birlikte yere dökülen sütü temizledik.
Daha sonra annem: 'Biliyor musun burada yaşadığımız olay,
senin iki minik elinle bir süt şişesini taşıyamadığın kötü bir deneyimdi.
Şimdi arka bahçeye çıkalım ve şişeyi suyla doldurup,
senin dolu bir şişeyi düşürmeden taşımanı sağlayalım' dedi.
Böylece şişeyi boğazından iki elimle tutarsam, düşürmeden taşıyabileceğimi
öğrendim. Ne kadar güzel bir ders değil mi?
Daha sonra, o anda bir hata yaptığım zaman bundan korkmamam
gerektiğini öğrendim.
Yapılan hataların yeni bir şeyler öğrenmek için çok güzel olanaklar
olduğunu anladım. İşte bilimsel araştırmalardaki deneyler
de bu temele dayanır zaten. Bir deney başarısız olsa bile, o deneyden
çok değerli bilgiler elde edilir.

KENDİNLE YARIŞ...

ÇİZGİYİ UZATMAK ...
Öğretmen sınıftaki zeki aynı zamanda kıskanç öğrenciye sordu:
"Niçin arkadaşlarını çekemiyor, onların yaptıklarını bozup
kavga ediyorsun?"
Öğrenci: "Çünkü onların beni geçmelerini istemiyorum, en
iyi ben olmalıyım." dedi.
Öğretmen, masasından kalkıp eline bir parça tebeşir aldı ve
25 cm. uzunluğunda bir çizgi çekti, öğrencinin yüzüne bakıp:
"Bu çizgiyi nasıl kısaltırsın?" diye sordu.
Öğrenci bir süre bu çizgiyi inceleyip, içinde çizgiyi birçok
parçaya bölmekte olan birkaç cevap verdi.
Öğretmen cevapları kabul etmedi ve yere ilkinden daha uzun
bir çizgi çekti.
Öğretmen: "şimdi birincisi nasıl görünüyor" diye sordu.
Öğrenci: "Daha kısa" dedi, başını eğdi.
Öğretmen: "Bilgini ve yeteneklerini arttırarak, kendi çizgini
Uzatman, rakibinin çizgisini bölmeye çalışmandan daha iyidir." dedi.

ÇABA,ÇALIŞMAK...

BALTAYI BiLEMEK
Bir zamanlar gür ağaçlarla dolu bir ormanda iki oduncu ağaç
kesiyorlardı. Birisi sabahları diğerinden çok daha erken kalkıyor,
ağaçları kesmeye başlıyor, bir ağacı devirir devirmez hemen ötekini
kesmeye başlıyordu. Dinlenmediği gibi, öğle yemeği için bile
kendine zaman ayırmıyordu. Akşamları ise arkadaşı eve döndükten
sonra bile çalışmalarını sürdürüyordu.
ikincisi ise, ağaç keserken zaman zaman dinleniyor, öğleyin
güzelce karnını doyuruyor, akşamüzeri de evine dönüyordu.
Bir süre sonra, ikisi de kestikleri odunları ayrı ayrı dizmeye
başladılar. Sonuç şaşırtıcıydı. ikinci oduncu, çok çalışan arkadaşından
neredeyse iki kat daha fazla odun kesmişti.
Çok çalışan adam, hayretler içinde: "Nasıl olur, anlamıyorum?"
dedi. "Ben senden daha çok çalıştım halbuki..." Öteki
oduncu, gülümseyerek açıkladı: "Ortada anlaşılmayacak bir şey
yok. Doğru, sen durmadan çalıştın, ben ise arada oturup dinlendim.
Dinlenirken, bir yandan da baltamı biledim. Baltası keskin
olunca, insan daha az çabayla daha çok odun kesebiliyor."

KUŞLAR VE ALIŞKANLIKLARI...



ALIŞKANLIKLAR
Thomas Cook bir araştırma gezisi sırasında Atlas Okyanusu'nun
ıssız bir yerinde milyonlarca kuşun havada çığlıklarla, daireler
çizerek uçtuğunu görür. Kulakları sağır edecek kadar yüksek
sesle çığlıklar atan kuşlardan yorulanlar, okyanusun dev dalgaları arasında kendilerini atarak intihar etmektedir.
Bu olayı yıllar boyunca birçok balıkçı görür, birçok bilim adamı

araştırır. Kuş bilimcileri yaptıkları araştırmalarda göçmen kuşların
farklı yönlerden gelerek okyanusta bir noktada birleştiklerini
keşfederler; ancak intihar etmelerinin nedenini bir türlü
çözemezler.
Yıllar süren araştırmalar sonucunda, bu trajik olayın yaşandığı
yerde bir ada olduğunu; kuşların göç yolu üzerinde bulunan bu
adanın bir deprem sonucunda okyanusa gömüldüğünü bulurlar.
İnsanların yokluğunu bile fark etmedikleri ada, kuşlar için
göç yollarının vazgeçilmez bir durağıdır ve kim bilir belki de

binlerce yıldır alışkanlıkla bilmektedirler adanın yerini. Binlerce

kilometrelik yolculuktan sonra çığlık çığlığa aradıkları adayı
bulamayınca, yorgunluktan bitkin bedenlerini okyanusun sularına
bırakmaktadırlar.



10 Şubat 2011 Perşembe

bambu ağacı...

Önce ağacın tohumu ekilir, sulanır ve gübrelenir.Birinci yıl tohumda herhangi bir değişiklik olmaz.Tohum yeniden sulanıp gübrelenir. Bambu ağacı ikinci yılda da toprağın dışına filiz vermez. Üçüncü ve dördüncü yıllarda her yıl yapılan işlem tekrar edilerek bambu tohumu sulanır ve gübrelenir. Fakat inatçı tohum bu yılda da filiz vermez. Çinliler büyük bir sabırla beşinci yılda da bambuya su ve gübre vermeye devam ederler.

Ve nihayet beşinci yılın sonlarına doğru bambu yeşermeye başlar ve altı hafta gibi kısa bir sürede yaklaşık 27 metre boyuna ulaşır. Akla gelen ilk soru şudur :

Çin bambu ağacı 27 metre boyuna altı hafta da mı Yoksa beş yılda mı ulaşmıştır?Bu sorunun cevabı Tabii ki beş yıldır.Büyük bir sabırla ve ısrarla tohum beş yıl süresince sulanıp gübrelenmeseydi ağacın büyümesinden hatta var olmasından söz edebilir miydik?...

Bir başarının şartları her zaman çok basittir.
Bir süre için çalışın,Bir süre tahammül edin.Her zaman inanın ve hiçbir zaman geri dönmeyin ...asla vazgeçmeyin...


...alıntı...internet

13 Ekim 2010 Çarşamba

FIKRALAR

...
İDDİA

_İlyas kahvede kalp krizi geçirip ölmüştü.Temele eşine haber vermesini söylediler.Gitti evini buldu.Kapıyı çaldı:
_Kim o ?
_İlyas beyun dul eşi burada midur?
_İlyas beyin eşiyim ama, dul değilim...
_Var misun iddiasuna!








...
DUA
Sofu namazdan sonra ellerini açmış,duaya başlamış:
_ Allah ' ım bana din iman ver ...
Bektaşi 'de ellerini açmış:
_Allah'ım bana rakı parası ver ...
_ Ulan zındık...Allah'tan rakı parası istemeye utanmıyor musun?
_ Vallahi ağam,herkes kendinde olmayanı ister!
...
BİLET
Gişenin önünde kimse yok.Temel tren bileti alacak.
_ Bir bilet diyince ,gazete okumakta olan biletçi:
_ Sıraya geçin der...
Temel yaradana sığınıp bir tokat:
_ Kim vurdu ?
_ Pilemeyrum...Sırada çok adam var!








...




ZEKA




Kadın kocasına :




_ Çocuklar zekalarını benden almışlar dedi...


_ Belli dedi kocası;benim ki yerinde duruyor!
...




YEMEK

Eve misafir gelir.Misafir , yemekten önce duaya başlar.Temel atılır:
_ Korkmayun da !Fadime iyi yemek yapay !

...

SOFA
Temel ' in karısı doğum yapmaktan bıkmış.
_ Artık yettu canuma demiş,ben sofa da yatacağum...
Temel atılmış:
_ Faydası olacaksa , pen de celeyrum oraya !
...


BREZİLYA
_ Seni şirketin Brezilyadaki bürosuna tayin ediyorum...
_ Ama efendim,orada sadece fahişeler ve futbolcular vardır...
_ Aptal herif, benim karımın Brezilyalı olduğunu bilmiyor musun ?
_ Bilmiyordum efendim , karınız hangi takımda oynuyor?

...

TIP ÖĞRENCİLERİ

Hoca tıp öğrencilerine öğüt veriyordu:
_ Çocuklar dedi... İyi doktor olmak için iki koşul var.Biri "dikkatli olacaksınız",diğeri "tiksinmeyeceksiniz"
Öğrenciler biz "dikkatliyiz" biz "tiksinmeyiz" diye yüksekten atınca bir kap idrar getirtti...Parmağını batırıp ,ağzına götürdü...

_ Hadi bunu yapın bakalım dedi!
_ Çocuklar çaresiz parmaklarını idrara batırıp ağızlarına götürdüler sırayla...Sonunda idrarda bitti...
_Efendim , inandınız mı?
_ Evet tiksinmediğiniz belli ama,dikkatli değilsiniz...Çünkü ben işaret parmağımı idrara sokup ,orta parmağımı ağzıma götürmüştüm!

...




REJİSÖR




Rejisör film çekerken meraklı bir jinekolog rica eder :




_ Şuradan bir de ben bakabilir miyim ?




_ Birader sen hasta muayene ederken aynı şeyi ben söylesem sen ne dersin?

...
LAHANA
_ Acaba ,bu lahanayı ikiye bölerek yarısını verebilir misiniz?
_ Kurallarımıza aykırı ama,bir de reyon şefine sorayim...
Tezgahtar reyon şefine yaklaştı:
_ Şef dedi...Delinin biri lahanayı ikiye bölüp vermemizi istiyor...
Birden baktı ki adam arkasında:
_ Bu beyfendi de öbür yarısını istiyor!




17 Ağustos 2010 Salı

HAYYAM....

Ben şarap içiyorum, doğrudur;
Aklı olan da beni haklı bulur:
İçeceğimi biliyordu Tanrı,
İçmezsem Tanrı yanılmış olur.


*******

Bir sır daha var, çözdüklerimizden başka!

Bir ışık daha var, ışıklardan başka.
Hiç bir yaptığınla yetinme, geç öteye:
Bir şey daha var bütün yapıtlardan başka.




*******

Dedim: artık bilgiden yana eksiğim yok;
Şu dünyanın sırına ermişim az çok.
Derken aklım geldi başıma, bir de baktım:
Ömrüm gelip geçmiş, hiç bir şey bildiğim yok.


*******

İçin temiz olmadıksan sonra
Hacı hoca olmuşsun, kaç para!
Hırka, tespih, post, seccade güzel;
Ama Tanrı kanar mı bunlara?

*******

ÖMER HAYYAM

16 Ağustos 2010 Pazartesi

HEDEFE GİDERKEN YÜRÜMEK

Tarlasında çalışan hocaya tanımadığı biri yaklaşır:

"Efendi amca, falanca köye kaç saatte gidebilirim?"

Hoca cevap vermemiş.
Halbuki üç kez seslenmiş yabancı.

"Her halde sağır" diye düşünüp yoluna devam etmiş. Epey uzaklaştıktan sonra, Hoca :

"Evlat gel!"
diye bağırmış. Merakla geri dönen gence:

"Sen üç saatte ancak gidersin."
demiş. Adam kızmış:

"Be adam biliyordun da daha önce niye söylemedin?"

"Evet!" demiş Hoca,

"Yolu biliyorum ama senin nasıl yürüdüğünü görmeden nasıl cevap verebilirdim ki?"


KOLOMB,İSPANYOLLAR VE YERLİLER


"İspanya'daki patronlarından birine yazdığı bir mektupta da Kolomb, yerlileri tanıtmak için
şöyle diyor: 'Son derece sade, dürüst ve aşırı düzeyde eli açık insanlar. Herhangi birinden, sahip
olduğu herhangi bir şey istenince, hemen veriyorlar. Başkalarına olan sevgileri, kendi özlerine
olandan çok daha fazla.' Ama bu övgüleri sıralayan Kolomb, günlüğün bir yerinde de şöyle
diyor: 'Bunlardan çok iyi hizmetkâr olur. Sadece elli adamla bütün bu yerlilerin hepsine kolayca
boyun eğdirebiliriz ve her istediğimizi yaptırabiliriz.' "




*******



....Önde başpapaz ve diğer papazlar, bölgenin tüm beyleri, tören alayı halinde, büyük bir saygı ve
onurla Hıristiyanları karşılamaya gelmişlerdi. Onları, en önemli beylerin evlerine yerleştirmek
üzere şehre götürmüşlerdi. İspanyollar, halkı öfkelerinden korkutmak ve bu toprakların her
köşesine korku ekmek için (kendilerinin ceza dedikleri) bir katliam yapmaya karar verdiler.
Çünkü, İspanyolların girdikleri bütün topraklarda niyetleri aynıydı: Bu yumuşak başlı koyunları
önlerinde titretmek için vahşi ve unutulmaz bir katliam yapmak! Bu amaçla, önce şehrin ve şehre
bağlı her yerin beyleriyle, soylularını ve baş beyi çağırdılar. Gelenler, İspanyol yüzbaşıyla

konuşmak için içeri girdikçe tutsak ediliyor, bu şekilde kimse durumu anlamadığından haber
yayılmıyordu. İspanyollar yüklerinin taşınması için 5-6 bin yerli istemişlerdi. Hepsi gelince,
onları evlerin avlularına koydular. İspanyolların yüklerini taşımaya hazırlanan bu yerlileri
görmek, insanda acıma ve merhamet duygusu uyandırırdı, çünkü üstlerinde sadece utanılacak
yerlerim örten bir şey, çırılçıplak gelmişlerdi. Omuzlarındaki küçük filelerde karın doyurmayan,
yavan yiyeceklerini taşıyorlardı. Munis kuzular gibi diz çöktüler. Orada bulunan diğer insanlarla
beraber hepsi avluda toplanınca, silahlı İspanyollar, gözcülük etmek için kapılarda durdular.
Diğerleri, kılıçlarını kaparak bu koyunların hepsini kılıçla veya mızrakla katlettiler. Fakat hiçbiri
ölümden kaçamayacaktı.....

27 Haziran 2010 Pazar

ZEKA & AKLA DAİR




" Çok zeki değilim , biraz meraklıyım sadece !


Albert EİNSTEİN


....

" İnsanlara en adil şekilde dağıtılan nimet akıldır , çünkü hiç kimse aklından şikayetçi değildir . "




Montaigne

....





" Bir insanın zekası , vereceği cevaplardan değil , soracağı sorulardan anlaşılır.




De Levis





....
" Zeka, tıpkı bir tarla gibi ekilmeye ve bakılmaya muhtaçtır. "




CiCer







....
" Zeka düşüncenin mikroskobudur ."




La Bruyere




ARİSTOTELES

....
İnsanın iyi bir hayat sürmesi için neler gerekir ?


Aristoteles ' e göre :insan ancak tüm yetenek ve olanaklarını kullandığı ölçüde mutlu olur .




....




Aristoteles üç tür mutluluk olduğunu söyler : İlk tür mutluluk , arzu ve isteklerin olduğu bir hayattır.İkincisi , özgür ve sorumlu bir vatandaş olarak varolan hayattır.Üçüncü tür mutluluk ise araştırmacı ve filozof olunan hayattır.Aristoteles , insanın mutluluğu için bu üç koşulunda bir arada varolması gerektiğini belirtir.Tek yönlülüğü reddeder.
ARİSTOTELES

KEŞİF


" Keşifler yapmak istiyorsan , yaptığın yanlışlara çoğu kez sevinmen gerekeceğini düşün . "


Archibald Henry SAYCE

DÜŞÜNCE GÜCÜ...

  • Hayatın sonsuzluğunda , bulunduğum noktada her şey mükemmel , bütün ve tam.Hayatım her an yepyeni.



  • Hayatımın her anı yeni , taze ve canlı.



  • Bugün yeni bir gün.Ben yeni bir ben'im.



  • Farklı düşünüyorum.Farklı konuşuyorum.Farklı davranıyorum.Başkaları bana farklı davranıyor.



  • Yeni tohumlar ekmek zevkli ve neşe verici.




  • Bugün harika bir gün.



  • Köprüleri neşeyle ve kolaylıkla geçiyorum.




  • Ben kendi dünyamın tek gücüyüm. Özgür olmayı seçiyorum.



  • An be an değiştiğimi görüyor ve hissediyorum.




  • Eski düşüncelerin artık üzerimde gücü yok.




  • Artık eski sınırlamalara ve eski yokluklara inanmayı seçmiyorum.




  • Doğru yerde , doğru zamandayım , doğru şeyi yapıyorum.




  • Varlığımın gerçeği şu ki , ben mükemmel , bütün ve tam olarak yaratıldım.




  • Şimdi mükemmel , bütün ve tamamım.



  • Daima mükemmel , bütün ve tam olacağım.Hayatımı bu anlayışla yaşamayı seçiyorum.




Louise HAY

EVE DÖNÜŞ


" İnsan ihtiyaçlarını aramak için bütün dünyayı dolaşır ve onu bulmak için evine döner. "


George Moore

özgürlük,dürüstlük,mutluluk


" Herkes hür oluncaya kadar hiç kimse tam hür olamaz, herkes dürüst oluncaya kadar hiç kimse tam dürüst olamaz , herkes mutlu oluncaya kadar hiç kimse tam mutlu olamaz. "


Herbert Spencer

Kışkırtılmış Erkeklik & Bastırılmış Kadınlık

...Burçlara teslim olmak yerine , kendi kişiliğimizi tanımalı , kendi kişiliğimizi güçlendirmeliyiz.
Kendimize insan olarak bakabilmeliyiz.O zaman doğrularımızı , yanlışlarımızı görebiliriz.
O zaman doğrularımızı çoğaltabilir , yanlışlarımızı azaltabiliriz.
Kendimizi tanımak kendi işimizdir , yıldızların değil.

...

beklemeyelim arayalım

Hayat beklentiler değildir , arayışlardır.Kendimizi bir ülke ya da mücevher yerine koyarak keşfedilmeyi beklemeyelim.İstediğimizi neyse , onu biz arayalım.Nasıl arayacağımızı bilerek, nerelerde bulacağımızı düşünerek , bulunca nasıl davranacağımızı düşünerek..
Bilgi , iş , insan .. Ne olursa olsun , aradığımızı bulsak da orada kalmayalım.Onu geliştirelim, ona kendi kişiliğimizi katalım, onu kendimizle daha zenginleştirelim.
Unutmayalım ki , Doğanın en büyük gizil gücü , insanın kendi gücüdür...





....




mutluluk



Mutluluğu kendimizden başka nerede bulabiliriz ki ?


Mutlu olmayan mutlu edemez.

....




öldürme




"Nasıl öldürürsünüz ? "




Bu soruya bir kadının verdiği yanıt;




-" Umutsuzlukla öldürürüm"



- Umutsuzluğun öldürücü olduğunu nerden biliyorsunuz ?


-"Yıllarca önce ben, böyle öldürüldüm."


umutsuzluk öldürür , umut yaşatır...














Erdal ATABEK

Kışkırtılmış Erkeklik & Bastırılmış Kadınlık Kitabından

KADER


"Kadere inanmak insanı rahatlatır.Gücü burda.

Kadere inanmak insanı sorumluluktan kurtarır.Yanlışı burda."


Erdal ATABEK

LEONARDO GİBİ OLMANIN 7 İLKESİ


Leonardo Da Vinci gibi olmanın (öyle düşünmenin) yedi ilkesi:


1_ Merak yada daha fazla öğrenme isteği içinde olmak

2_ Hatalardan ve deneyimlerden ders çıkarmayı bilmek

3_ Duyuların ilceltilmesi / arıtılması

4_ Muğlaklık ve paradokslara alışmak / karmaşıklığı sevmek

5_ Beynimizi geliştirecek şekilde düşünebilmek / hem bilimsel hem de sanatsal olabilmek

6_ Dengeli olmak / bedenimizle barış içinde olabilmek

7_ Tüm ilkeler arasında bağlantı kurmasını bilebilmek

26 Haziran 2010 Cumartesi

AKIL & YARIŞ



















" Akıllı adam yarışmaz.Böylece , kimsede onunla yarışamaz. "





Lao-Tse

ATATÜRK


" Ulus kendine güvenini kazanmadıkça ve gelişmesini kendi başına yönlendirebilecek hiç kimseye gereksinmesi olmadan sürdürebileceğine inanmadıkça , benim eserim tamamlanmış olmayacaktır ."


ATATÜRK

ASIL...


" Asıl mutlu açlardır , zira doyunacaklar. Asıl mutlu çıplaklardır , zira giyinecekler.Asıl mutlu zulüm görenlerdir , zira adalete kavuşacaklar . "



Nasıralı Nebi

BİR DİALOG...



Bertold Brecht'in ( Galilei'nin Yaşamı ) adlı epik oyunundan bir dialog...




Ünlü bilginin öğrencisi Andrei Sart'i bir yerde kızıyor:




- Lanet olsun kahramanı olmayan ülkeye diyor.


Galilei , biraz düşündükten sonra öğrencisini yanıtlıyor:


- Yanlış Andrei , asıl kahramana ihtiyacı olan ülkeye lanet olsun , diyor.


BERTOLD BRECHT

HADİS-İ ŞERİF ( BUHARİ )


" Kendi nefsi için istediği şeyi , din kardeşine de istemeyen iman etmiş olmaz . "


Enes'den

HAYAT & ENERJİ


"Hayat , hayat doğurur.Enerji , enerjinin kaynağıdır.İnsan kendini harcayıp tüketerek dolar , zenginleşir. "


Sarah Bernard

25 Haziran 2010 Cuma

HEDEF



"Gideceği limanı bilmeyene hiçbir rüzgardan hayır gelmez."




Montaigne